Login:
Password:

Forgot password? Register

Article

UTOPIAN


Redactor

366


14
[TR] Ulusal Gazete Manşetleri (Political)
Posted 8 months ago by
UTOPIAN    
Report


Birleşik Krallık'ın Avrupa Birliği'nden ayrılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
93.33 % Batan gemiyi önce İngilizler terk eder.
6.66 % İskoçya'nın bağımsızlığı için güzel bir fırsat daha.
0.0 % Referandum burun buruna sonuçlandı ama talihsizlik ile.
Total votes: 15






Merhaba,

Bu hafta, Anadolu Ajansı'nın internet sitesinde 15 Mart 2017 tarihli bir görüş yazısı dikkatimi çekti. Onu burada paylaşmak, ayrıca sizin de görüşünüzü öğrenmek istedim. Biliyorsunuz Birleşik Krallık'ın AB'den ayrılmasını sağlayacak olan Brexit referandumu geçtiğimiz yaz %52 ile kabul edilmişti.


Birleşik Krallık artık açıkça AB ile birlikte bir gelecek görmüyor. Referandumun kabulünün üzerinden 9 ay kadar süre geçti. 3 gün önce ise Brexit kanunu resmen yasalaşarak yürürlüğe girdi. Buna göre hükümet Mart bitmeden AB'den çıkış müzakerelerini başlatacak. Çıkışın ise 2 senede tamamlanması öngörülüyor. Oyların dağılımına baktığımızda, başkent Londra ile birlikte İskoçya ve Kuzey İrlanda AB'de kalmaktan, başkent hariç İngiltere'nin geri kalanı ile Galler ise ayrılmaktan yanaydı. Zira AB'den çıkış kesinleştikten sonra İskoçya derhal yeniden bağımsızlık referandumu için çalışmalara başladı. Bakalım Westminster ikinci bağımsızlık referandumu için İskoçya'ya izin verecek mi?

Keyifli okumalar...

Çin’in Avrupa Birliği stratejisinden çıkarılacak dersler

İSTANBUL - Doç. Dr. Ahmet Göncü

"İnsanlığın son 2000 yıllık tarihinde, 1820’lere kadar dünyanın en büyük ekonomik gücü her zaman Çin olmuştur. Batı’nın vazgeçmek istemediği üstünlük, son iki bin yıllık tarih boyunca sadece 200 yıllık bir zaman dilimine aittir."

Hollanda ve Türkiye arasındaki gerilim Çin basınında da yer bulan konulardan biri oldu. Çin devlet medyası haberi özetleyerek ve Türkiye’de yaklaşmakta olan referandum ile ilgili bazı temel bilgileri aktararak verdi. Elbette Çin devlet medyası geleneksel olarak iki ülke arasındaki meselelerde haberleri yorumsuz aktaran ve genelde hiçbir sübjektif yoruma yer vermeyen bir tutuma sahip. Türkiye’de önümüzdeki günlerde Hollanda’ya karşı ne gibi hamlelerin yapılacağı tartışılacak. Burada bahsetmek istediğimiz konu, genel olarak Çin’in AB stratejisi ve AB’ye karşı mücadelesinde nasıl sürekli kazanımlar elde ettiğidir.

Tarihsel "büyüklük"

İnsanlığın son 2000 yıllık döneminde, 1820’lere kadar dünyanın en büyük ekonomik gücü her zaman Çin olmuştur. Çin devlet başkanı Xi’nin konuşmalarını takip edenler bilirler ki Çinli devlet adamları “Biz Avrupa’yı veya Amerika’yı geçeceğiz” gibi şeyler söylemezler. Her zaman atıfta bulundukları söz İngilizcede ‘revival’, yani yeniden yükseliş veya doğuşu ifade eden kelimedir. Bunun arkasında tüm dünyaya verilen bir mesaj vardır: “Biz her zaman dünyanın en büyük ekonomisiydik, sadece son iki yüz yılda Avrupa ve Japon sömürgeciliği nedeniyle buna kısa bir ara verdik”.

Çin, birçok diğer devlet gibi, olayları kısa vadede değerlendirmeyen bir devlet. Tüm stratejiler, son derece sabırlı ve nakış işler gibi yıllara yayılan hamlelerden oluşmakta. Bunu yapabilmelerini sağlayan en önemli şey ise Parti’nin kendi felsefesini ve yönetim stratejisini oturtması ve bunun devamlılığı. Çin devlet yönetiminin birinci önceliği, her zaman kendi halkının refah seviyesini uzun soluklu ve devamlı olarak geliştirmek ve uluslararası arenada kendi milletinin çıkarlarını maksimize etmek olmuştur. Yönetimin birinci meşruiyet kaynağı da düzenli kalkınma ve gelişmedir.

Batı’nın vazgeçmek istemediği üstünlük, son iki bin yıllık tarih boyunca sadece 200 yıllık bir zaman dilimine aittir. Batı birçok bilimsel gelişmenin temellerini Çin’in de dahil olduğu Doğu’dan almış ve sanayiye uyarlayarak geliştirmiştir. 1800 yıllık üstünlüğüne verilen iki yüz yıllık bir aradan sonra, 2014 IMF satın alma paritesi verilerine göre, dünyanın en çok üretim yapan ekonomisi unvanını Çin geri almıştır. Avrupa ülkeleri ise 19. yüzyılda sömürgecilik sayesinde diğer ülkelerden getirilen doğal kaynaklar ve kölelerle zenginleşmiş ve kendi düzenlerini 200 yıl boyunca dünyaya kabul ettirmiştir.

Avrupa ve Amerika’nın geliştirdikleri bu iki yüzyıllık üstünlük, insanlık tarihinde son derece kısa ve geçici bir üstünlük dönemidir. Batı medeniyeti, bilimsel gelişmeleri endüstriye uyarlayarak üretimde sıçrama yaptı ve diğer ülkelere son iki yüz yıllık dönemde üstünlük kurdu. Ancak felsefi olarak insanları kapsayıcı ve birleştirici hiçbir şey sunamadı. Sadece bireysellik kültürüyle bir yere varması, insanları manevi olarak tatmin etmesi mümkün olmadı. Bunun eksikliğiyle Batılı halklar ekonomik kriz ya da gerileme dönemlerinde, travmaları atlatacak manevi araçlara sahip olmadıklarından, şimdilerde olduğu gibi faşist ya da aşırılıkçı akımlara yönelmektedirler. Sonuç itibarıyla Avrupa yeni hasta adam olurken, ekonomi ve üretim açısından rekabet etme ihtimali dahi olmayan Çin’in başı çektiği Doğu’ya karşı, gittikçe güç kaybetmeye devam edecek.

Bu durumu Türkiye bir fırsata çevirebilir. Kaybedenle beraber batmamak için, İngiltere gibi Türkiye de kendine has bir strateji geliştirmelidir. Bunun yolları mevcuttur. Ancak bunun için net bir strateji, önyargılardan arınma ve bu stratejiyi derinden ve sessizce yıllara yayarak sabırla uygulamak gerekmektedir. Gümrük birliği ve AB üyelik süreci gibi son derece stratejik olması gereken kararlar, bilimsel olarak tartışılmalıdır. Maalesef zamanında bu kararların hiçbiri stratejik ve bilimsel tartışmalar sonucu alınmamıştır.

Çin-Avrupa ilişkileri

Çinliler Avrupa’nın ve Amerika’nın tarih sahnesindeki kısa vadeli üstünlüklerini geçici olarak görürler. Çinliler kendi medeniyetlerini her zaman dünyanın merkezi saymışlardır. Bu nedenle kendi ülkelerini Çincede ‘Zhongguo’ yani ‘merkez ülke/krallık’ olarak adlandırırlar. Gerçekten de Avrupa’nın ve Amerika’nın genişleme dönemi bitmiştir; onların duraklama dönemine girmiş bulunuyoruz. Bundan sonraki yirmi-otuz yılda, Doğu’nun düzenli şekilde yükselişinin devam ettiğini göreceğiz. Ekonomik trendler geri çevrilemeyecek bir düzeye geldi.

Çin, Avrupa Birliği ile olan ilişkilerinde en temel savaş prensibini, yani “Düşmanın güçlerini birleştirmesine izin verme, böl parçala ve yönet” taktiğini uygulayan bir devlettir. Örneğin tüm Avrupa Birliği içinde Çin, Doğu Avrupa ülkelerine özel önem verir. Bu ülkeler hem ekonomik olarak hem de sosyal olarak Batı Avrupa’dan farklıdır. Bu ülkelere yaptığı yatırımlarla ve sağladığı finansmanla, bu küçük ölçekli ülkeleri etki altına alması daha kolaydır. Yine benzer şekilde, Almanya’yı veya İngiltere’yi kendi yanına çekip, birçok AB-Çin meselesinde, karşıt taraflar arasında ‘havuç/sopa’ dengesiyle ayrılık çıkartmaktadır. Örneğin, AB birçok üründe Çin’e ek gümrük vergileri uygulanmasını tartıştığında, Alman firmalarının Çin’de büyük ölçekli üretimleri ve ihracatı olduğundan, Almanya genelde sert söylemleri veya sert hamleleri yumuşatır. Yine benzer şekilde, Doğu Avrupa ülkelerinin Çin yatırımı çekenleri, Çin’e karşı kararlara destek vermekten kaçınırlar.

Çin’in temel prensibi son derece mantıklıdır: Herhangi bir meselede tüm Avrupa’yı kendine karşı birleştirmek yerine, kendiyle iyi ikili ilişkileri olanları ekonomik olarak ödüllendirir, kendine karşı çıkanları ise ekonomik çıkarlarından ve dev iç piyasasından mahrum bırakır. Türkiye olarak bizim de yapmamız gereken, Avrupa’ya toptancı bir şekilde yaklaşmak ve hatta Gümrük Birliği gibi toptan tavizler vermek yerine, her şeyi ikili düzeye indirgemek, her ülkenin tavrına ve karşılıklı menfaatlerimize göre ele almaktır.

Avrupa Birliği sürecinin ekonomik bir önemi de değeri de yoktur. Dünyanın en fazla doğrudan yatırım çeken ülkelerinin hiçbiri, benzer bir süreç nedeniyle yatırım çekmemiştir. Yatırım için gerekli olan şeyler çok daha farklıdır. Ucuz maliyet, insan kaynağı ve iç pazar hacmi çok daha önemli kriterlerdir. Örneğin Vietnam, Hindistan veya Çin gibi ülkeler, GSYH’lerine oranla yüksek düzeylerde doğrudan yatırım çekmektedir. Hatta ABD ile ilişkilerinin en kötü olduğu şu günlerde bile, Çin’e ABD’den gelen doğrudan yatırım artmaktadır.


ULUSAL GAZETE MANŞETLERİ


FOR INTERNATIONAL READERS


♥ STAY IN TOUCH ♥



Previous article:
[TR] Ulusal Gazete Manşetleri (8 months ago)

Next article:
[TR] Ulusal Gazete Manşetleri (7 months ago)


Comments (11)
21-03-2017 15:38:14
(8 months ago)


Rua UTOPIAN

Bu denli seviyeli ve entelektüel bir tartışma daha önce görmemiştim. Anlayışınız için teşekkür ederim. Bu ülke için umut verici insan tiplerisiniz

21-03-2017 15:36:44
(8 months ago)


İnterneti olmayan çoğu ülkenin Afrika'da yer aldığını rahatlıkla hiç araştırma yapmadan söyleyebilirim. Kaldı ki bunun sebebinin ne olduğunu aşağı yukarı yine hepimiz sayabiliriz. Avrupalıların sömürüsü, şiddetli beyin göçü, insana değer vermeme gibi gibi. Bunlar yavaş yavaş olacak şeyler. Bizim ülkemize renkli ve renksiz televizyonun gelmesi ile Avrupa'ya ne zaman geldiğine bakarsanız zaten farkı görürsünüz.

Kaldı ki şöyle bir şey var. İnsanların yaptığı hataları ancak makinelerle düzeltebileceğimizi herkes bilir. Uçaklardaki pilotaj hatalarını engellemek aslında çok kolay. Kaldı ki şuanda uçaklarda pilotların bulunmasına da gerek yok. Mevcut sistemden yalnızca biraz daha geliştirilmiş bir otomatik pilot ile uçakların uçması mümkün. Airbus Boeing Concorde gibi uçak üreticisi şirketlerin bu tür uçaklar yapmaması ise tamamiyle yolcuların bu tür uçakları güvenilir hissetmediklerinden.

21-03-2017 15:25:27
(8 months ago)


Çin'in büyük bir ekonomi olduğunu bende reddetmiyorum. Fakat bu adamlar kendilerine ait teknoloji üretmede oldukça gerideler. Ülkelerin yıllık patent başvurularını kıyaslarsanız bunu zaten görürsünüz. Çin, Tayvan, Tayland gibi ülkeler sadece başkalarının bulduğu teknolojiyi üretmekle meşguller. Bu şekilde sen zaten kendini değil yine Avrupa'lı ABD'li şirketleri zengin ediyorsun.

Ayrıca şunu da söylemek zorundayım. Makineleşmenin işsizliği arttırdığının farkındayım. Bunun için de Bill Gates ve diğer pek çok işadamının aşılamaya önem verdiği ve bu aşıların içerisinde de özellikle erkeklere etkisi olacak hareketli sperm sayısının azaltılması sağlanmaya çalışılıyor diye okumuştum bir ara. Yani bizim temel sorunumuz makineleşme değil Dünya nüfus artış hızının yüksek olması İnsanlar bakabilecekleri kadar değil görebilecekleri kadar çocuk yapıyorlar ve bunu da etrafa gururla anlatıyorlar.

20-03-2017 23:10:52
(8 months ago)


Mesela bir örnek daha vereyim. Biz 4. sanayi diyoruz ama şu anda dünya nüfusunun, muhtelif kaynaklara göre değişmekle beraber, yüzde 55-60'ı internet bağlantısı olmadan yaşıyor. Geniş bant demiyorum, ya da 3G, 4G falan değil, hiç internetleri yok bu insanların. Bu demek oluyor ki internet erişimi olanlar dünya üzerinde hala azınlık konumunda.

Bir de yorumlarda dikkatimi çeken şey bireysel yaklaşımın ön planda tutulması oldu. Bireyselcilik zaten Batı'nın modelidir. Batı'yla beraber de yavaş yavaş batacak olan modeldir bana göre. Ülkeler karşı karşıya geldiğinde kimse bireysellikten bahsetmeyecek. Çin'in Batı'yı kişi başına düşen gelirde yakalayamayacak olması da bu sebeple mühim değil. Çin Batı'yı resmi verilere göre 2014'te yakaladı ve geçti zaten. Şimdi arayı açıyor. Batı her sene %1-3 büyümek için zorlarken Çin rahat %7-9 büyüyor. Uzunca bir süre de bu böyle gidecek gibi duruyor.

20-03-2017 22:11:32
(8 months ago)


bigmaestro Şunlara bi göz at

http://www.dailymail.co.uk/news/article-4237922/Bill-Gates-calls-robot-tax-slow-rate-automation.html

http://www.trtworld.com/business/bill-gates-wants-to-slow-down-automation-why-306419

20-03-2017 22:09:50
(8 months ago)


bigmaestro En fazla itiraz ettiğim cümlen şu oldu: "Ayrıca artık iş gücünün bir mantığı kalmadı. Ortaçağ'daki el işçiliği dönemi geçti. Artık makineler var." Tamam endüstri 4.0 çok önemlidir, kaçırılmamalıdır, falan filan da yani ne demek artık iş gücünün mantığı kalmadı? Otomasyonun sonu nerelere varabilir diye iyi ölçüp tartmak lazım. Her şeyi makinelere yaptırınca ne olacak? 7,5 milyar insan bilgisayar başında program mı kodlayacak? Senin nasıl bir dünya tasavvurun olduğunu gerçekten bilemiyorum fakat Bill Gates, Elon Musk gibi isimler bile sanayideki otomasyonun gerçekten tehlikeli boyutlara ulaştığını ve makineleşmenin artık yavaşlatılması gerektiğini düşünüyor. Bir araştırmaya göre ABD'deki işlerin %47'si 20 yıl içinde makineleşme tehlikesiyle karşı karşıya. Tehlike diyorum çünkü artık hükümetler de yöneticiler de bunu bir tehlike olarak görüyor. Bilmem anlatabildim mi

Rua


20-03-2017 18:13:19
(8 months ago)


Bizim ülkemizle ilgili yorum yapacak olursam eh orası çok uzun olur bence gereği bile yok. Bizim ülkemiz her koşulda günümüz politikaları devam ederse çıkmaza girecek.

Rua


20-03-2017 18:11:52
(8 months ago)


Çin ekonomisi giderek büyüyor. Hele son yıllarda gerçekten büyük bir öneme sahip. Bunun sebebi ellerinde bulunan altın ve döviz (dolar) kaynağı. Dediğin gibi asla bende inanmıyorum bir Avrupa ülkesi olabileceğini ekonomi konusunda ama kişi başına düşen milli geliri konu dışı bırakırsak, Çin ekonomisiyle Rusya'nın vermeye çalıştığı Soğuk Savaş dönemi mücadelesini ABD'ye karşı verir. ABD, yine bir şekilde kazançlı çıkacaktır ama Çin ekonomisi Rusya'nın verdiğinden daha fazla zarar verir.

Rua


20-03-2017 18:10:43
(8 months ago)


bigmaestro Birleşik Krallık AB'ye ekonomik yardım yapmadı dersek yanlış olur biraz. Yıllık olarak belli bir miktar para sırf ekonomik yardım amaçlı İngiltere'nin bütçesinde mevcuttu. Ne kadar olduğunu hatırlamadığım için bir miktar vermek istemiyorum yanlış olmasın. Zaten aslında ana nedenleri de bu çıkışın. Yani AB'nin dediğin gibi adamlar hiç bir olayı yok sadece ekonomik bir yük ve bundan da kurtulmak durumundalar.




20-03-2017 15:41:53
(8 months ago)


Çin ekonomisi konusuna gelirsek, Çin asla ve asla kişi başına düşen milli gelirde bir Avrupa ülkesi veya bir ABD olamayacak. Zira nüfusları aşırı derecede fazla ve bu artışı da makul düzeylere çekmek neredeyse imkansız bir şey. Makine gibi durmaksızın çoğalıyor adamlar. Burada karşıt görüş olarak her çekirdek aileye 1 çocuk kısıtlaması örnek verilebilir fakat orada haddinden fazla var bunlardan Kaldı ki sanayi demişsin, iş gücü demişsin. 4. Sanayi Devri'ne geçtik artık. Bu devirde sanayiler tabii ki büyük önem arz edecek ancak asıl iş yazılım sektöründe yaşanacak. 2009 yılında 10 arkadaş ile bir gecede kurulan WhatsApp'ın 2011 yılında 9 milyar dolara satılması bu konuya ne kadar fazla yatırım yapmamız gerektiğinin kanıtı. Ayrıca artık iş gücünün bir mantığı kalmadı. Ortaçağ'daki el işçiliği dönemi geçti. Artık makineler var.

20-03-2017 15:35:13
(8 months ago)


Birleşik Krallık hiçbir zaman AB'ye tam olarak üye olmuş sayılmaz diğer ülkelere kıyaslarsan. BK sınırlarını asla Schengen ülkelerine açmadı, hiçbir ülkeye vize serbestisi tanımadı, hiçbir zaman birliğe ekonomik yardım yapmadı, çoğunlukla AB ülkelerinin AB dışı ülkeleriyle mücadelelerinde tarafsız kaldı, hiçbir zaman Euro kullanmadı. Fakat ortak pazarı fazlasıyla kullandı. Kaldı ki şuan da müzakereler bunun üzerinden ilerleyecek. Yani buradan çıkartmamız gereken şey biz AB'ye üye olsakta istedikleri her şeyi yapma zorunluluğumuz yok. Kaldı ki bizim AB'ye üye olmaya ihtiyacımız da yok. Sadece AB'nin sahip olduğu insani ve diğer türlü değerleri kendimize ekleyip yolumuza devam edebiliriz. Ayrıca Norveç AB'de değil ancak çoğu AB ülkesinden çok daha zengin.



New comment
Message:

Characters remaining:

1000


forum | Laws | Privacy policy | Staff | Wikia | Tickets | Primera | Secura | Suna | Suburbia | Harmonia | Terra | agar new modes play new modes
Play on